İlmeklerin Ardındaki Hikayeler: Örgünün İyileştirici Gücü
- WellKnit
- 1 Mar
- 3 dakikada okunur
Bazı hikâyeler yüksek sesle anlatılmaz; bir evin köşesinde sessizce örülür. Bir çift elin ritminde, sabrın ve alışkanlığın içinde büyür. Onun örgüyle kurduğu bağ da tam olarak böyle; sözcüklerden önce dokunuşla başlayan, zamanla derinleşen bir yolculuk. Örgü onun için yalnızca ilmeklerin yan yana gelmesi değil; sevginin, emeğin, kaybın ve yeniden ayağa kalkmanın örüldüğü bir alan. Kimi zaman bir çocuğun yüzündeki mutluluğa dönüşen bir kazak, kimi zaman yalnız bir akşamda zihni susturan sessiz bir eşlikçi. Her ilmekte biraz sabır, biraz direnç ve biraz umut var. Bu, üretmenin iyileştirici gücüne inanan bir yaşamın hikâyesi; hayatı ilmek ilmek örmeyi seçmiş bir kadının içten anlatısı.
Anneanneden başlayan bir öğrenme yolculuğunun, yıllar içinde bir kadının hayatına nasıl kök saldığını dinliyoruz şimdi…
“Örgüyü ilk anneannemden öğrendim…”
Örgü örmeyi ilk olarak anneannemden öğrendim. Çocuk olmama rağmen onun gibi boynumda örgü örmeye çalışırdım. Ters ve düz örgülerde biraz zorlanırdım. Daha sonra annem de bana evde örgü örmeyi öğretti. İkisinin de emeği vardır üzerimde.
Yaklaşık 37–38 yıl öncesine ait çok özel bir anım var. Kızım üç yaşlarındaydı. Bir bayramda ona yeni bir şey alamamıştım. Bunun yerine bir günde lacivert pileli bir etek diktim ve bir gecede kırmızı-lacivert bir kazak ördüm. Sabah uyandığında onları gördüğünde çok mutlu olmuştu. Eşim de beni takdir etmişti. Hem hüzünlü hem de çok güzel bir anıdır benim için.
